
Zack Snyder reklam filmleriyle öne çıkan bir yönetmendi. Özellikle Audi, BMW ve Nissan firmalarına yaptığı reklamlarla dikkat çekmişti. Reklam filmleri macerasından sonra başarılı bir tekrar çevrim olan zombi filmi Ölülerin Şafağı (2004) ile parlak bir şekilde sinemaya transfer oldu. Bunu, Leni Riefenstahl'ın kıskanacağı derecede Nazizm sularında gezen, Yunanistan'ın doğusunu tek kalemde silen 300 izledi. Ancak iki filmde de öne çıkan nokta görselliği kullanımıydı Snyder'in. Bu açıdan Watchmen gelecek vaadeden bir projeydi. Peki bu proje nasıl ilerledi?
Öncelikle yazarı Alan Moore'un sinema versiyonuna kesinlikle karşı çıktığı ve jenerikten adını çıkarttırdığı, üstelik filmin gelirinden gelecek en ufak payı dahi kabul etmediği dikkat çeken ilk nokta. Çizgi romanın yaratıcısı olarak çizer Dave Gibbons'ın adı geçiyor filmle ilgili resmi kaynaklarda, Alan Moore adı hiçbir yerde yer almıyor..
Süper kahraman olayına farklı bir perspektiften yaklaşıyor Watchmen. Alternatif bir tarihte, 1985 yılında süper kahramanlar ve normal birer insan olarak yaşamlarına odaklanıyor. Nixon'ın üstüste üçüncü defa başkan olduğu, Vietnam savaşının maskeli kahramanlar ve mavi mavi masmavi Dr. Manhattan'ın katkılarıyla kazanıldığı, potansiyel bir nükleer savaşın işaretlerinin olduğu bir dünya..
Çizgi romana göre daha yoğun grafik şiddet kullanılıyor filmde. Ölülerin Şafağı ve 300'e paralel Snyder'in perdeye kan sıçratma konusunda bir takıntısı var, ama bu konuda maalesef pek yetkin değil. Kendisini, bu işten alnın akıyla ayrılan Battle Royale ve Kill Bill Vol. 1'i izlemesini öneriyorum. Bu akan kanların da Amerikan çıkarları için olduğunu da belirtmek gerekir. Filmin Amerikan milliyetçisi havası da çok bariz. Çizgi roman bu kadar Amerikan yanlısı bir yapıt değildi. V for Vendetta'yı yazan Alan Moore'dan zaten ona tamamen zıt çizgide böyle bir eser de beklemek hata olur, bu da sanırım Snyder'in işi. Kahramanlardan Komedyen'i derin devletin haklı tetikçisi rolünde göstermesi de akla günümüz dünyasını ve hatta ülkemizi getirmiyor değil. Bu devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir, bu kurşunu devletin kendisine karşı atmış olsa dahi! Kahramanları ve yaptıkları Amerikan çıkarları bu dünyada her şeyin üzerinde gelir şeklindeki Amerikan menşeili dünya görüşünü yansıtıyor. Filmin üstü kapalı şekilde Hiroshima'ya atılan atom bombasını haklı çıkartma çabası bunun fazla söze ne hacet dedirten bir örneği. Tabii bunu yaparken arada Komedyen karakteri vasıtasıyla bir Nixon eleştirisine de soyunuyor dengeyi sağlamak için..
Müzik kullanımı filmde abartılmış ve parçaların seçimi de filme ve havasına muvafık değiller. Parçaların her biri ayrı güzel, ama film içinde olmuyor, olmuyor. Gıcır gıcır tabir edilen bir takım elbisenin altına mor Converse giymek gibi. Snyder'ın bir takıntısı da kanın yanı sıra sevişme sahnelerine gösterdiği özen. Gerek 300 de gerek Watchmen'de bir çizgi roman uyarlamasına göre aşırı yoğun bir havada ilerliyorlar ve ve orji havasında geçiyorlar. Ayrıca göründüğü her üç sahneden birinde Dr. Manhattan'ın malum uzvunu göstermenin gereği yok, hayır salonda bu sahnede birbirlerine bakan çiftler gördüm. Sonra kötü şeyler olacak, faili meçhul bir şekilde. Kendisinin sinemanın farklı bir dalına geçiş yapma potansiyeli var, zamanla bu potansiyel gerçeğe dönüşecek mi göreceğiz..
Aksiyonun dozajında ve orantılı bir şekilde filmin içinde yer bulması da başarılı bir durum. Filmin başında aksiyonu verip sonuna kadar beklemede giden filmlerden değil. Aksiyon parça parça ve abartılmaya kaçmadan veriliyor. Bunu yaparken de paralel şekilde ayrıca kahramanları ve geçmişlerini perdeye yansıtma konusunda da başarılı, ama eksik noktalar da var. 2,5 saati aşan süreye sahip olan filmde ana karakter diyebileceğimiz Rorschach ve maskesinin geçmişinin üzerinde pek durulmaması bir noksandı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder